Belki beni hatırlayanlar vardır.Bir sene kadar önce yine böyle tek tük balıkla bir sürü yazı yazan Mersin'li bir elemanım ben.Askere gitmiştim döndüm.
Sivas'ın İmranlı ilçesinden buralara geri dönüşüm yine çok güzel bir zamana denk geldi.Nisan beni portakal çiçekleriyle karşıladı,akdeniz çocukları bilir,yel estiği zaman,portakal çiçekleri 70 yaşında bir yaşlı delikanlıyı bile aşık olmaya teşvik eder.Bu koku o kadar çekicidir ki burnunuz size çok yetersizmiş gibi gelir,daha çok daha çok içinize çekersiniz,portakal ağacını kucaklayasınız gelir,kışın odun sobasını kucaklamak isteyen Sivas'lılar gibi.
Döndükten sonra hemen istihbarat çalışmalarına başladım.Bu sene çok hevesliydim,askerdeyken sürekli forumları takip ediyor şimdiye kadar hiç avına gitmediğim şu levrek denilen balığın,niye bu kadar çok methedildiğini ve yakalanmasının niye bu kadar büyütüldüğünü,bizzat test etmek istiyordum.
Levrek... levrek... levrek,tüm forumlarda bu balık,hatta levrek avcıları koskoca lüfer avcılarına tepeden tepeden bakıyor,lüferi herkes tutar gibi bir hava esiyordu.Ben yine lüfere gitmeye devam ediyor,arada tek tük de olsa lüfer alıyordum.
Artık bu hayvanla tanışmamın zamanı gelmişti.Takımlarımı oluşturmaya başladım,çeşitli sahteler edindim,marialar,strike prolar,daiwalar,remixonlar neler almadım ki,her dükkana girişimde bir sahte mutlaka alıyordum,her boydan her renkten bir sürü sahtem oldu,ama bu kızların hepsi beni hayal kırıklığına uğrattı,hepsi paramın peşindeymiş meğerse.Bazıları da beni terk edip ismini cismini bilmediğim kayalara takıldı.Şimdi resimlerini koyup deşifre etmek istemiyorum,ne de olsa hepsiyle kısa da olsa bir geçmişimiz var...
Ama en sonunda aradığımı buldum,bu Fransız güzeli fakir ama gururlu,küçük ama yetenekliydi,üstelik paramın peşinde de değildi.Benden çok şey istemiyordu,bir 24 lük misina,küçük boy bir makine,3 mt civarı iyi kötü bir kamış ona yetiyor,arada sırada 25-30 gr lık bir top veya küçük bir zoka istediği de oluyordu.Fekat ne isterse istesin,nereye giderse gitsin,sonunda geri dönüyor bu müstesna aşka ihanet etmiyordu.Evet efendim, diğerleri gibi nankör değildi.
Fransa'da RAGLOU diye hitap ettikleri bu güzele bizim buralarda zargana deniyor,bunun güzelliğine özenen Adanalı'lar ise atölyelerde buna benzer fakat aynı aksiyonu vermeyen sahtelerini imal ediyorlardı.
Bir gün bu güzel denizden yanında biriyle döndü adı ispendekmiş,30 cm civarında,levreğin küçüğüymüş,kendisini yakinen tanımadığım için önceleri muhattap almadım,ama hem aşkımın arkadaşı hem de tuttuğum ilk levrek familyası olduğu için kabul etmek zorunda kaldım ve kendisine deep-freezimde yılan balıklarının yanında bir oda tahsis ettim.
Yine dün akşam sevgili zevcem,yol arkadaşım 6,5 cm lik üstü mavi,altı beyaz Raglou ve yanında silikon topla birlikte,saat 21:00 civarı hava almaya çıktık,mevki serbest bölge.Artık çift olarak geziyoruz yanımızda Cemil Hocam'da var o da yan tarafta , hocam da aşkını bir kaç kayalık ötede yaşıyor.
Yarım saat kadar sonra,hocam yine sıkılarak yanıma gelmeye hazırlanırken,benim kolumda bir sarsılma oldu,yine misafir getiriyor heralde bu kız,bari bu sefer büyük bir şey olsun diye düşünürken,makinenin kolu kitlendi,allah dedim,bu sefer ki ağır misafir,temkinli olmak lazım,hemen üstümü başımı düzelttim,en güzel kokularımı sıktım,papyonumu da düzelttikten sonra artık hazırdım.
Baktım geleceği yok misina da 24 lük,kalamayı gevşettim biraz daha,bu misafir ağır olduğundan nazlı biraz,ben otur diyorum o gidecem diyor,yav otur diyorum, yok illa gidecek,biz de öyle geleni ağırlamadan göndermek yok.Biraz uğraştırdı beni ama aldım sonunda kıyıya , hakkaten bana göre ağır bir misafir,ilk defa karşılaşıyorum böylesiyle,amatörlüğüme verin.
Bir kilo civarında belki 3-5 gr daha ağır bir LEVREK,demek levrek dedikleri öve öve bitiremedikleri balık buymuş.Biz de öğrenmiş olduk...FİN
![]()

LinkBack URL
Linkbackler ile ilgili



Alıntı


Paylaş