TRAKONYA, KUM TRAKONYASI
Bu başlık altında bahsedeceğimiz tür, denizlerimizde yaşamakta olan ve zehirleyici etkileri ile tehlikeli türlerde sayılan Kum Trakonyasıdır. Trakonya ailesinde olan diğer türler ile karıştırılmaması hayati önem içermektedir. Ayrıca, bu başlık altında verilen ilk yardım ve acil müdahale bilgileri ile tedavi yöntemleri konusunda www.oltakeyfi.com sitesi yazarları ve yöneticisi hiçbir sorumluluk kabul etmez.
İnsan hayatı ve yaşam kalitesi değerlidir, ihmal edilmemelidir.
1758 yılında keşfedilerek bilimsel anlamda balık türleri arasına kayıt edilen ve literatüre Trachinus Dragon ismi ile geçen bir türdür. Ülkemizde bu türe Kum Trakonyası da denilmektedir.
Ülkemiz sularında her ne kadar Akdeniz sahillerine özgü bir balıktır denilse de, kıyı şeridi kumluk olan tüm sularımızda ve geçiş bölgesi olarak bilinen boğazlarımızda sıkça rastlanmaktadır. Karadeniz kıyılarımız bu balık açısından coğrafi ve iklimsel nedenlerden ötürü nispeten fakirdir ancak bu balığın zehirli türler arasında olması ve besin olarak diğer canlılar tarafından tüketilmesi tercih edilir olmadığı için, ayrıca ister amatör ister ticari avcılar tarafından hedef av olarak anılmadığından ve belirgin bir düşmanı bulunmadığından dolayı popülasyonları tehdit altında olmamakla beraber çevresel koşullara uyum sağlama kabiliyeti içerisinde giderek sahil kesimlerimizde daha fazla çoğalmakta ve amatör balıkçılar tarafından bilhassa yaz döneminde bu türe gün geçtikçe daha sık rastlanmaktadır.
Kum Trakonyası göç eden balık türlerinden olmadığından ve fazla hareket etmeyen yalnızca kendi bölgesinde avlanan, bölgesini nadiren değiştiren bir balık olduğu için coğrafi yayılımı o nispette yavaş olmaktadır. Genellikle 0,5 mt.sığ kumluklardan 150 mt.ye varan kumul tabanlı derinliklere kadar yaşayabilirler. Kışı derin sularda geçiren bu tür Mart ayı sonlarına doğru üremek için sığlık alanları tercih eder ve Haziran başından itibaren 0.5 mt.sığlıklara kadar yaklaşır. Üreme dönemi Ekim ortalarına kadar devam eder.
Eti son derece lezzetli ve beyaz olmasına, tadı ise mezgit ile barbunya arasında olmasına rağmen tehlikeli bir tür olduğu için özellikle avcılığı yapılmaz. Amatörlerin oltasına yakalanan bu balıklar genellikle dikkatli bir biçimde iğneden çıkartılarak suya geri salınmaktadır.
Kum Trakonyası beslenmek için küçük balıkları (kaya ve kum balığı yavruları gibi), yumuşakçaları, kum kurtlarını ve deniz tabanında yaşayan böceklerini avlarlar. Kimi zaman deniz tabanına çökmüş ölü plankton tabakaları içerisinde beslendikleride görülmüştür. Bu Trakonya ya hem plankton tabakası içerisinde beslenmesini hemde aynı tabakaya yönelen diğer avcı yumuşakçalar ile yavru balıkları yakalaması için muazzam bir ortam sunar.
Bugüne kadar kayırlara geçmiş olduğu şekilde, 53 cm.boya ve 1860 Gr. Ağırlığa kadar yetişebilen Trakonya, avlanmak için kesinlikle zehirli olduğu bilinen sırt yüzgecindeki dikenleri kullanmaz, bu dikenlerin daha doğrusu sırt yüzgecini oluşturan ışınların tek amacı kendini savundurmak mahiyetindedir. Avlanma esnasında menziline giren avını bir elektrik arkı hızında yakalayabilir, son derece süratli ataklar sergiler. Bu avı belgeleyen videolara ulaştığınızda yada bizzat gördüğünüzde, gözünüzün detayları seçemeyecek derecede aldaldandığını, her şeyin aniden olup bittiğini ve trakonyanın hemen, tekrar pusuya yattığını fark edeceksiniz. Kum trakonyasının kendini savunma anlamında kullandığı daha doğrusu kullandığının bile farkında olmadığı zehirli iğneleri sırt yüzgecinin baş tarafındaki ilk üç tanesidir. İğneler toksit maddeyi enjekte etme özelliğinde değildirler. İğnelerin uç kısımlarına doğru mikroskobik büyüklükte kapsülcükler vardır. Toksit madde bu kapsüllerin içerisindedir. İğne battığı zaman açılan yaradan içeriye bu kapsüllerde giriş yapar ve deniz suyunda herhangi bir faaliyeti olmayan kapsüller farklı bir kimyasal alana girdiklerinde derhal patlayarak dolaşım sistemine dahil olurlar. Bahsettiğimiz kapsüllerin (mikro pellet) içeriğinde adrenalin, noradrenalin ve bir takım histaminik maddeler ile beraber tam anlamıyla ne olduğu belirlenememiş ancak, balığın kendi yapısına özgü bir protein (aminoasit) olduğu düşünülen bir kimyasal daha bulunmaktadır. Bu maddelerin hiçbiri erişkin ve sağlıklı bir insanın yaşamını tehdit edecek düzeyde değildir ama daha önce kalp rahatsızlıkları geçirmiş yada geçirmekte olan, hipertansiyonu veya şeker hastalığı olanları, 0-6 yaş grubundaki çocuklar ile yaşlı kimselerin yaşamını tehlikeye sokabilir. Adrenalin bilindiği üzere 1 sn. den daha kısa zamanda kalp atışlarını hızlandıracak, damarları genişletecek ve deriye olan kan dolaşımını azaltıp iç organlardaki kanın kaslara sevk edilmesini sağlayacaktır. Bu durumda kalp rahatsızlığı olan kimselerin kalp krizi geçirme ve solunum güçlüğü yaşama olasılıkları oldukça yükselecektir. Noradrenalin ise bu etkinin tam aksini yaparak kalp ritmini azaltacak, kişide endişe,panik ve korku gibi psikolojik etkileride tetikleyecektir. Histaminik maddeler ise alerjen bünyelere sahip kimseleri ve risk grubu olarak belirtilen kişileri ciddi şekilde etkileyecektir. Asıl önemli olan tehdit unsu ise balığın kendisine ait olduğu düşünülen ve tanımlanamamış olan aminoasit grubundadır. Bu madde, kapsüllerden dolaşıma giren diğer kimyasalları adeta çok daha fazla etkili olması için girmiş olduğu bünyedeki sinir sistemini noradrenalin sayesinde bir anlamda bozmakta ve sinirsel iletileri neredeyse durdurmaktadır. Sokulu bölgenin ani bir acı ile uyarılması ve hemen ardından uyuşmaya başlamasının nedeni budur. Bu bahsedilen protein ayrıca sağlıklı dokuların yıkımınada neden olmaktadır. Bazı sağlıklı kimseler zaman içerisinde birçok defa bu zehirlenme tipine maruz kaldıkları için bahsedilen etkilerin neredeyse 5/1 i kadarına maruz kalmaktadır.
Trakonyanın zehirli iğneleri
Trakonya sokulmalarında ilk müdahale öncelikle sakin olmak ve bu sakinliğe rağmen hızlı hareket etmektir. İğnenin girdiği nokta derhal deniz suyuna daldırılır ve örselemeden hafifçe silinir, bundaki maksat patlamamış ama bulaşık durumda olan diğer kapsülleri yaradan uzaklaştırmaktır, ardından iğne batan yer 1 cm kadar hafifçe kesilir ve ağız ile emmeden, bölge preslenerek olabildiğince kan çıkması sağlanır, imkan var ise yara üzerine amonyak dökülmeli ve dayanılabilecek en sıcak suya maruz bırakılmalıdır. Bu ilk müdahalenin ardından en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalı ve uzman bir doktorun müdahalesi talep edilmelidir. Yapılan müdahalede kişinin tansiyonu, kan şekeri, kalp ritmi ve solunumu normale dönünceye kadar takip edilmeli, yaralı kişi risk grubunda ise en az 4 saat müşade altında tutulmalıdır.
( Bu bilgileri edinmemde bana yardımcı olan Özel bir hastanenin, Acil Servis Sorumlusu Uz.Dr. İbrahim Abdurrahman Bey e teşekkürlerimi sunarım )


LinkBack URL
Linkbackler ile ilgili


Alıntı


Paylaş